Fatihin kılıcı üzerinde ne yazıyor ?

Nasit

Global Mod
Global Mod
Fatih’in Kılıcı Üzerinde Ne Yazıyor? Bir Kılıcın Sessizce Anlattığı Hikâye

Fatih’in Kılıcı Üzerinde Ne Yazıyor? Bir Kılıcın Peşinden İstanbul’a Uzanan Hikâye

Geçenlerde eski tarih kitaplarının ve müze fotoğraflarının arasında gezinirken gözüme yine aynı soru takıldı: “Fatih Sultan Mehmet’in kılıcının üzerinde gerçekten ne yazıyor?”

İlk bakışta basit bir merak gibi geliyor. Bir kılıç, birkaç Arapça satır ve İstanbul’un fethi…

Ama biraz araştırınca insan fark ediyor ki mesele yalnızca “üzerinde ne yazdığı” değil. Asıl ilginç olan, o yazının neden bir kılıca işlendiği, kimin için yazıldığı ve bir hükümdarın elindeki savaş aracının nasıl olup da dua, soy, iktidar ve hafıza taşıyan bir nesneye dönüştüğü.

Üstelik burada küçük ama önemli bir ayrıntı var: İnternette “Fatih’in kılıcı” diye paylaşılan her görselin aynı esere ait olduğunu varsaymak doğru değil. Türk Tarih Kurumu arşivinde Topkapı Sarayı’ndaki kılıçlar arasında Fatih Sultan Mehmed’e ait olarak kaydedilmiş bir kılıç bulunduğu görülüyor.

Şimdi gelin, bu kılıcın başında durmuşuz gibi düşünelim.

İstanbul henüz fethedilmemiş.

Şehrin surları uzakta.

Bir tarafta haritalar, ölçüler, kuşatma planları ve mühendislik hesapları var. Diğer tarafta askerlerin korkuları, ailelerinden uzakta geçen günleri ve “Acaba sabah ne olacak?” sorusu…

İşte hikâye tam burada başlıyor.

Bir Kılıcın Başında İki Farklı Dünya

Fatih Sultan Mehmet’in dünyasında savaş yalnızca kılıç sallamak değildi.

Bir kuşatmayı kazanmak için topların menzilini hesaplamak, surların zayıf noktalarını belirlemek, gemilerin hareketini planlamak ve farklı askerî unsurları aynı hedef etrafında birleştirmek gerekiyordu.

Bu tarafıyla Fatih’in kılıcı bize oldukça “stratejik” bir dünyanın kapısını açıyor.

Fakat kılıcın üzerinde yalnızca askerî bir emir veya zafer sloganı bulunmaması dikkat çekici.

Bir dua var.

Allah’a hamd var.

Hz. Muhammed’e ve Ehl-i Beyt’e salât ve selam var.

Fatih’in babası II. Murad’a bağlanan soy zinciri var.

Ve hükümdara güç verilmesi için bir yakarış var. Kılıç üzerine işlenmiş metnin farklı kaynaklarda yapılan aktarımlarında bu unsurlar açık biçimde görülüyor.

İşte burada hikâyedeki ikinci karakter ortaya çıkıyor: Ayşe.

Ayşe, sarayda çalışan hayalî bir nakkaşın kızı olsun. Tarihî bir şahsiyet değil; dönemin insanlarını ve zihniyetini anlatabilmek için oluşturduğumuz bir karakter.

Babası kılıç üzerindeki yazıyı incelerken Ayşe ona soruyor:

“Baba, neden kılıca dua yazıyorlar?”

Babası bir süre cevap vermiyor.

Sonra:

“Çünkü kılıç yalnızca sahibinin elinde duran demir değildir kızım. Ona bakan herkes başka bir şey görür.”

Ayşe kaşlarını çatıyor.

“Peki sen ne görüyorsun?”

“Gücü.”

Ayşe başını sallıyor.

“Ben ise korkuyu görüyorum.”

Babası gülümsüyor.

“İkisi aynı şey olabilir mi?”

“Olabilir,” diyor Ayşe. “Güç sahibi olanın da korkusu olabilir.”

Bence hikâyenin en ilginç noktalarından biri tam da burada.

Fatih’i yalnızca savaşan, emir veren ve fetheden bir hükümdar olarak düşünürsek kılıcın üzerindeki dua bize gereksiz bir ayrıntı gibi görünebilir.

Ama onu dönemin insanlarıyla birlikte düşünürsek mesele değişiyor.

Kılıç hem maddi güç hem de manevi anlam taşıyor.

Peki Kılıcın Üzerinde Tam Olarak Ne Yazıyor?

Burada internette sıkça karşılaşılan uzun metinlerin tamamını “kesin ve tartışmasız kitabe” gibi sunmamak gerekiyor.

Çeşitli kaynaklarda verilen transkripsiyonlarda küçük farklılıklar bulunabiliyor. Bununla birlikte yaygın aktarıma göre metin “Bismillahirrahmanirrahim” ifadesiyle başlıyor.

Ardından, hak dinin ayetler ve keskin kılıçlarla güçlendirilmesinden dolayı Allah’a hamdediliyor ve Hz. Muhammed ile Ehl-i Beyt’e salât ve selam gönderiliyor.

Metnin en dikkat çekici bölümünde ise II. Murad’ın oğlu Mehmed Han için dua ediliyor. Fatih’e güç ve kuvvet verilmesi isteniyor; onun kılıcı ve kalemi için dinî bir hizmet anlayışı çerçevesinde yakarışta bulunuluyor.

Sonrasında Fatih’in soy zinciri sıralanıyor: Osman, Orhan, Murad, Bayezid, II. Murad ve Mehmed.

Metin dua ile sona eriyor.

Yani kılıçta yalnızca “Fatih kazansın” anlamına gelen basit bir zafer cümlesi yok.

Daha kapsamlı bir dünya görüşü var.

Allah’a yöneliş, peygamber sevgisi, hanedan hafızası, hükümdarın kimliği, savaş ve kalem aynı metinde buluşuyor. Bu uzun metnin aktarımlarından biri Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü dergisinde de yer alıyor.

Bence burada üzerinde düşünülmesi gereken soru şu:

Bir hükümdarın kılıcında neden “kalem” de anılıyor?

Çünkü Osmanlı siyasi kültüründe hükümdarın görevi yalnızca savaşmak değildi.

Karar vermek, yazmak, düzen kurmak, yönetmek ve devletin devamlılığını sağlamak da iktidarın parçalarıydı.

Kılıç ile kalemin aynı duada yan yana gelmesi bu açıdan oldukça anlamlı.

Mehmet’in Haritası ve Ayşe’nin Sorusu

Hikâyemize geri dönelim.

Mehmet adında genç bir asker düşünün.

O gece elindeki haritaya bakıyor. Surları işaretliyor. Hangi birliklerin nerede duracağını anlamaya çalışıyor.

Mehmet’in dünyası çözüm üzerine kurulmuş.

“Şu kapı zorlanmalı.”

“Toplar buraya taşınmalı.”

“Gemilerin hareketi değiştirilmeli.”

“Erzak yolu güvenceye alınmalı.”

Sorun varsa çözüm aranıyor.

Tam o sırada Ayşe içeri giriyor.

Elinde küçük bir su kabı var.

Mehmet ona bakıyor:

“Şimdi sırası mı?”

Ayşe:

“Sen üç saattir haritaya bakıyorsun. Yanındaki askerlerin de üç saattir seni izlediğini fark ettin mi?”